loader
Odun Kömür Yanardı Bilirdik Ama Ya İnsan ? | Delikli Çınar

Odun Kömür Yanardı Bilirdik Ama Ya İnsan ?


Birer birer biner biner biner ölürüz

Yana yana ah döne döne yine geliriz ay can

Biz dostu da düşmanı da elbet biliriz

Vurulup düşenler canım darda kalmasın.

1473’ten sonra Yavuz Sultan Selim  40 bin Alevi’yi kılıçtan geçirdi. Kendini haklı çıkarmak için Alevilerin kadınları ortaklaşa kullandıkları, Kuran’ı, camileri yaktıkları şeklinde iddialarda bulundu ve bunun üzerine fetvalar yazdı. Yavuz Sultan Selim ‘in alevi kırımı yapabilmek için yazdırdığı fetvalardan birisi Müftü Hamza'ya ait olanıdır; "Ey Müslümanlar, bilin ve haberdar olun ki, reisler; Erdebil oğlu İsmail olan Kızılbaş topluluğu, peygamberimizin şeriatını, sünnetini, İslam dinini, iyiyi ve doğruyu açıklayan Kuran’ı küçük gördüler. (...) onlara sempati gösteren, batıl dinlerini kabul eden veya yardımcı olanlar da kafir ve dinsizdirler. bu gibi kimselerin topluluğunu dağıtmak bütün Müslümanların görevidir. bu arada Müslümanlardan ölen kutsal şehitlerin yeri yüce cennettir. o kafirlerden ölen ise, hakir olup cehennemin dibinde yer tutacaklardır. (...) bu türlü topluluk hem kâfir ve imansız hem de kötülük yapan kimselerdir. bu iki sebepten onların öldürülmesi vaciptir."Bu fetvayı veren Müftü Hamza bir çok rüşvetle suçlandığı gibi bu yüz karası fetvanın bir tarih boyunca da vebalini taşımaktadır. Ama bilinmeli ki  Kur'an-ı Kerim'de adam öldürmenin haram olduğunu bildiren birçok ayet vardır. Bu ayetlerin biride şudur."Allah'ın haram kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın. Kim mazlum olarak öldürülürse biz onun velisine (mirasçısına hakkını isteme konusunda) bir yetki vermişizdir. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü o, zaten yardıma mazhar kılınmıştır." (el-İsrâ, 17/33)

Tarih boyunca süren katliamlar göçler  ve  1950’den sonra ki toplu kıyımlar …

 a)    Malatya katliamı

b)    Çorum katliamı

c)     Maraş katliamı

d)    Sivas katliamı

Malatya Katliamı

Bu katliamların ortak amacı da din adına yapılması Ata Yıldırım adlı bir berber görgü tanıklığında anlattıkları  “Babam imamdı. Ben de uzun süre imamlık yaptım, sonra berber oldum. O saldırıyı görünce her şeyimden utandım. Hiçbir din bu çapulculuğa, tahribe ve ayrıcalıklara müsaade etmez. Bunların yaptıklarının din ve insanlıkla ilgisi yoktu. Gözleri dönmüştü, ne yaptıklarını bilmiyorlardı.

Bu katliamlarda sadece aleviler mi katledildi hayır aynı zamanda bu katliamlarda ölenlerin çoğu da öğretmendi. Töb-der’li aydın öğretmenlerdi.varlığı bile bir çok insanı titreten töb-der.Evet bir zamanlar bir töb-der vardı acı bir mücadeleye giren o güzel insanlar .Elllerine akıllarına su dökebilir mi yeni sendikalar.

2 şubat 1975 olaylarında  Aziz Maho (öğretmen); Aziz Takçi (öğretmen), Ali Şahabettin Aktaş (ilköğretim müfettişi), Ramazan Şimşek (öğretmen), Şeyho Kızıldağ (öğretmen), Yusuf Bayram (öğretmen), Hasan Doğan (öğretmen), Hüseyin Nacar (öğretmen)

Hasan Sönmez (öğretmen), Hasan Çınar (öğretmen), Hüseyin Gökbulut (öğretmen). Selahattin Toy (halktan), Erdal Bozkurt (halktan), Mustafa İçöz (halktan), Yusuf Akdağ (halktan), Hüseyin Özçelik (halktan), Mustafa Yılmaz (avukat), Mehmet Balarısı (köylü), İlyas Zengin (köylü), Kemal Atalay (köylü), Ali Kaya (köylü).

15-16 Şubat olayları

TÖB-DER, öğretmenlere yapılan baskıları, sürgünleri ve öğretmenlerin özlük sorunlarını görüşmek amacıyla 15 Şubat 1975′de 57 ilde kapalı salon toplantısı yapılmasını kararlaştırır. Kapalı salon toplantılarının yasal kurallara uygun izinli yapılması da TÖB-DER’ce karara bağlanır. Alınan kararlar, şubelere bildirilir. TÖB-DER Malatya Şubesi, bu karar doğrultusunda valiliğe başvurarak gerekli izni alır. Tabi karşı kuvvetlerde hazırlıklarına başlar yine görgü tanığı Süleyman Efe şunları anlatıyor.Öğretmenler kapalı spor salonunda toplantıdaydı.Birden sesler yükselmeye başladı.Çoğunu tanımıyordum bizim oralı değillerdi belli ki dışarıdan gelmişlerdi.

Ellerinde değnekler vardı. ‘Müslüman Türkiye, Allahuekber, ölüm…’ gibi sesler çıkarıyorlardı. Bir şeylerin olduğunu anladım. Yanımda yeğenim İbrahim vardı. Durumu öğrenmek için çarşıya gönderdim. Gitti geldi. Birçok işyerinin tahrip ve talan edildiğini, bir kişinin yaralandığını söyledi. “O gün TÖB-DER’in kapalı salon toplantısı vardı. ‘Acaba öğretmenlere bir şeyler oldu mu?’ diye ben de çıktım. Hükümetin arkasından geçerek gitmek istedim. Hükümetin ve belediyenin arası çok kalabalıktı. Bağırıyorlardı. Polis azınlıktaydı. Ses çıkarmıyorlardı.Ve ben birden başıma bir sopa geldi ağır yaralandım.

Sadece Töb_der saldırıya uğramadı bu yüzyıllar önce Müftü Hamza ‘dan aldıkları fetva ile alevi mahallelerine saldırdılar.Genç kızlara sarkıntılık edip yaşlıları dövdüler.Karşı gelenleri ise öldürdüler.Tabi bu sadece Malatya’da olanlar.

Ya Çorum…Güya çok Müslüman olanlar bir Cihad yayınlarlar Oysa  hangi dinde vardır bir insana kıymak.Saldırganlar mahallelere saldırırlar ve ölenler  Celal ERDOĞAN (öğretmen), Salih YILMAZ (Öğretmen), Turan KABAKULAK, Vedat ELİAÇIK, Hüseyin ŞİMŞEK, Sefer EKEN,Sezai GÜREN, Neşet AYDIN, Mustafa NALLICA Sadık VASIFOĞLU, Hasan KÖSE, Aşır DEMİREL

Maraş Katliamı

Maraş katliamı Türkiye tarihinin en önemli parçalarından biridir.

Devletle halkın arasının bariz biçimde açılmaya başlamasında bir eşiktir.Zemini de  Alevi-Sünni, Türk-Kürt gibi ayrımlarla birbirine karşı kışkırtılmasıdır.Ülkemizde oynanan en basit oyun bu. Yine olayların çıkış noktası Töb-der ’li iki öğretmenin vurulması ve onların cenaze namazı. Mağralı, Serintepe ve Yörükselim, Namık Kemal, Karamaraş gibi Alevi halkın yaşadığı mahallelerde eşi görülmemiş bir vahşet yaşandı. Katliam sonrası halk kendi olanaklarıyla yaralarını sarmaya çalıştı. Devlet sıkıyönetimiyle, gece sokağa çıkma yasağıyla, sokak başlarını tutan askerleriyle iş başındadır. Halk açtır, yoksuldur. Kışın en şiddetli zamanında sokaktadır. Başını sokacak bir yer bulamamaktadır. Evler yanmış, yıkılmış; zaten yoksul olan halkın elinde hiçbir şey kalmamıştır. Öte yandan asker tarafından halkın üzerinde terör estiriliyordu. En vahşi katliamlara uğrayanlar, eşini, çocuğunu, sevdiklerini kaybedenler bu kez de işkence hanelere taşınıyordu. Günlerce süren işkenceler, yıllara varan hapislikler…

Sivas Katliamı

Tarih 2 Temmuz 1993 utancın günü  şimdiye kadar vurup kırmaya kesmeye alışkın olanlar  1993’te de yine sahnedeydi.Odunun yandığını bilirdik ,kömürün yandığını bilirdik ama insanın yandığını bilmezdik o gün öğrendik yakmakla yetinmediler heykelleri yıktılar yerlerde sürüdüler bunlarla da yetinmeyip heykeli ısıranların fotoğrafları  yansıdı gazetelere .Pir Sultan Abdal Şenlikleri  için Sivas’a giden aydınlar orada yakıldılar.

Hangi dinde Allah ile kul arasına girilir.

     Otuz yedi can

    Otuz yedi gül çatlamış susuzluktan Sivas’ın içinde

    Döne döne semaha dönenler tutuştu önce

    Sonra türküler Sonra da şiir çığlıksız düştü türkülerin yanı başına.

 Oyyy Sivas

Yanıyor madımak

Yanıyor canlar

Yanmak için insan olmak yeter

Yüreğim yangın yeridir şimdi

Unutmadık unutmayacağız unutturamayacaksınız

Alevler hala içimizde yanmakta

Temmuz yanıyor

Madımak yanıyor insanlık yanıyor

Acımız tükenmeyecek

Türküler yarım Sazlar kırık

Yürekler suskun şimdi…

Bu cehalete kurban olan nice canlara ölürse ten ölür, canlar değil.

Sizleri unutmayacağız.

                                                                                             Ayşegül Odabaşıoğlu

                                                                               (Kaynak:Töb_der Tutanakları)


Yorum Yap